SİYAH BEYAZ
Bir fotoğrafa bakar insan, siyah ve beyaz… Renkli fotoğraflar gibi görünmez göze. Bir
anmışlık vardır sanki, bir tatmışlık o anı ölümsüzleştiren. Çekildiği anı
hatırlarsınız. Önceki yaşananları, sonrakileri. Bir gazete gibidir siyah beyaz
fotoğraf. İçeriği dopdolu, kendisi net ve hareketsiz. Muhtemelen üç kişiden
oluşur. Önde iki kadın ve arkada bir erkek. Erkeğin eli soldaki ve sağdaki
kadının omzunda. Ataerkil düzenin ve korumacı yaklaşımın bariz vesikası. Kadınlardan
biri adamın annesidir muhtemelen veya kız kardeşi ve yanındaki de eşi. Kol
saati dikkat çekicidir ceketin yeninden sarkmış halde kolda parıldar, genelde
gümüş rengi. Ve ceketin içindeki gömleğin tüm görünürlüğünü ortadan kaldırmaya
hevesli enli kravat. Zoraki takıldığı yakadaki açıklıktan belli, gömleğin yaka
düğmesi açık. Genelde açıktır zaten çünkü eşi “İki yakan bir araya gelmesin”
diye beddua etmiştir. Kravat ise puanlı ve kahve tonlarına göre dokunmuş. Medeniyet
simgesi kravat boyunda, geleneklerin simgesi şapka başta. Bazılarının halkası
yuvarlaktır bu şapkaların, hani şu köylerde takılan, gelişime açık bir anlayış.
Bazılarıysa üç köşeli, keskin kılıç gibidir zamana, değişime karşı duyulan en
ısrarlı “Yerimde sayacağım, ne uzalıp ne kısalacağım.” tepkisi. Birinci köşe
ataerkilliği, ikincisi doğru yolda olduğunu ve üçüncü köşe de sağduyuyu temsil
eder. Resimde gümüş renkli dikkat çekici bir unsur daha vardır. Zinciri
parıldayan köstekli saat. Cepken cebinde huzur içerisinde zenginliği gösterir,
zamanı ise arada sırada talep doğrultusunda. Hem kolda, hem de kösteğinde saat
vardır siyah beyaz resimlerin. Zaman nakittir çünkü. Zaman akla yatkındır, her
ne kadar direnilse de.
Bakışlar donuktur siyah beyaz
resimlerde genelde. Hele de böylesine bir mizansen varsa kesin donuktur. Her ne kadar teknolojiden mahrumsa da siyah
beyaz resimler, rütuş, sorunu kökten halleder. Hayatın bu ölümsüz belgesi,
resmin en ince derinliğiyle uğraşan ama muhtemelen kıymeti bilinmemiş, köşeye
buruşturularak bırakılmış bir ressamın elinden çıkar. İnce ayrıntılar çoktan
değiştirmiştir gözlerinin berraklığını. Ne hayaller kurarak başlamıştır minik
delikten dünyayı yakalamaya ama geldiği nokta bellidir, “Ekmek çıksın, çorba
kaynasın” hesabı. Yıllar bu noktaya getirecektir ressam çöküntüsünü. Her siyah
beyaz fotoğrafı çektiğinde bazen bir acıyı, bazen bir sevinci, bir düğünü, bir
son demler anını, bazen mutlu doğumu ve çocukluğu ve bazen de ölümü yansıtır
beyaz kartona. Resmedilen her an, ayrı bir renktir aslında hayatın içinden
gelen. Adı siyah beyaz olan resim, aslında yitip giden koskoca bir hazinenin
kalan son temsilcilerine aittir.
Siyah beyaz bir resme bakarsınız günün birinde
fotoğraf albümlerinizi karıştırırken. Arkada bir adam ve önde iki kadın. Biri
eşidir adamın muhtemelen, diğeri ise ömrü boyunca sevdiği, hatırladığı hem de
hiç unutamadığı, kendini her daim erkek hissettiren kadının resmidir, o kadın
çoktan alıp gitmişken hatıralarını da beraberce. O kadın, hep o resimde sadece
kendisine bakacak, kendisine gülümseyecektir, resmi eline aldığı müddetçe, bir
gölge gibi her gün biraz daha batırarak güneşini. Önde iki kadın vardır
neticede biri siyah, diğeri beyaz…
Yorumlar
Yorum Gönder