DOĞMAMIŞ ACI
O okulunu bitirmiş, benim
bitiremediğimi ise biliyormuş. Meğer hep ararmış beni. Ne mutlu böyle derin
izler bırakmak. Okula ne özlemle başlamıştık hatırlıyorum da. O günü bile
unutmamış dostum. Ailelerimize ‘kişiliklerimizi bulmaya gittiğimizi’ beyan
etmiştik, onu bile hatırlıyor. Gençlik iksirinin son damlalarını da tüketirken
yaptığımız sayısız çılgınlıklar zincirine her gün yenilerini ekleme telaşı
içerisindeydik o günler şüphesiz. Ailemizle çatıştığımız günlerdi. Bir an önce
gitmek, ihtiras rüzgârlarına biz de kapılmak istiyorduk. Kapıldık da. Kimimizin ki sert esti
benim gibi. Kiminin ki ise oldukça ferahlatıcı onun gibi. Rüzgârlar da esti,
yıldırımlar da düştü bu serkeş hayata.
Ona
söyleyemedim sevdiği kızın kanserden öldüğünü. Bırakıp gittiği için vicdan
azabı çekebilirdi. Sonradan da pişman oldum. Çekmeliydi bu azabı, çünkü o
bırakıp gitmişti kızı. Arkasına bakmadan yeni sevdalara yol almıştı, kızı
kendine âşık edip sislerin arasına karışmıştı. Sonradan çok dertlenmişti
kızcağız bana. “Kara sevda buymuş” dedim kendi kendime. Kızın döktüğü
gözyaşlarını, çektiği ıstırabı hiç söylemedim dostuma. Hastalığı da o günlerde
ortaya çıkmıştı. Kanser bedenini değil de ruhunu teslim almıştı adeta. Son
günlerinde hep ziyaretine gittim. Sanrılar görüyordu artık. Sürekli ismini
sayıklıyor, her uyanışında korkuyla irkilip yeniden dalıyordu. Bir gün hepten
daldı. Gitti. Kara sevda, ruh ışığını söndürdü. Gözleri açıktı, baktım ve ben
irkildim bu kez. Onun, sevdiği adamın resmi vardı gözlerinde. Giderek sönen
bedeni, dostumun adını sayıklaya sayıklaya girdi toprağa. Tek bir hatıra
bıraktı bana. Günlüğü. Kaç sayfaydı hatırlayamıyorum ama derin izler taşıyordu
o mutsuz günlük. Bir süre okuyamadım üzüntüden. Her elime alışımda âşık bir ruh
hali çıktı karşıma. Günler sonra kendimi toparlayıp okumaya başladım. Günlük
mutluluk mesajlarıyla başlıyordu. Her sayfada Samet ve beraber neler yaptıkları
Feyza ile. Ankara’nın kepçesi olmuşlar. Koca kazan içerisinde gitmedik yer
bırakmamışlar. Dört koca yıl beraberlermiş. Samet onu bıraktığı güne kadar,
günlükte resmen çiçekler açmış. Sonrası ise malum. Acı ve keder. Bir gün
bayılmış kollarında Samet’in Feyza. Doktora gitmişler. Doktor Feyza’nın hamile
olduğunu söylemiş. O an Samet kaçarak uzaklaşmış, yok olmuş koca dünyada. Feyza
karnındaki emanet ile yapayalnız kalmış. Sonra bebek ölmüş karnında daha
doğmadan. Önemsememiş Feyza. Ama karnındaki bebek kanseri olmuş zavallıcığın.
Sanrılar
görürken de günlüğe yazmaya devam etmiş Feyza. Son sayfası, noktayı koyduğu son
cümlesi:
“Emanetin
benimle beraber toprağa gidecek Samet.”
Samet
iyice uykumuz gelene kadar anlattı, yüzümdeki şüphe ve vicdanın gölgesini
görmeden. Gecemizi hayırlayıp “Hoşça kal” dedik birbirimize yeniden görüşmek
için.
“Karım kanser, Ali”
dedi. Son cümle olarak. Uzunca baktım ve kapattım bilgisayarı bir şey diyemeden
dostuma. Günlüğün son sayfası da o gece bitti.
Yorumlar
Yorum Gönder