ZOR AMA İMKÂNSIZ DEĞİL


Yıllarca düşündüm durdum. Kurguladım. “Ben nasıl kitap yazarım?” ve “Bence neden kitap yazmalıyım?” sorularına yanıtlar aradım. Sorularımı yanıtladıktan sonra kitabımı yazmam sadece iki ayımı aldı. Her gün disiplinli ve istekli olarak yazdım, yazdım ve düşündüm. Sonrasını düşünmeden yazdım, sorgulamadan. Çünkü hazırdım neticede. Her soruma yanıtlar bulmuştum. Mesela az biraz önemsenecek kurgusal bir yaşamım olduğunu bulmuştum “Bence neden kitap yazmalıyım?” sorusuna yanıtlar ararken. Bu iyi bir icattı benim için. Sürükleyecek bir hikâyem vardı artık. Gerçeklik gözlüğümü de çıkarınca, parmaklarım şaha kalktı. Heyecanlandım. Daha el melekemin yeni yeni oturduğu “Q” klavye anlayışım, kırk yıllık klavye manyaklarına taş çıkarttı, uçtu gitti.

                Kitap bitince sıra yayınevi aramaya geldi. Çabaladım. Debelendim. Ama cesur yüreği bulmak hiç kolay olmadı. Şanslıydım çünkü spikerlik geçmişim vardı. Ses tonum etkileyiciydi. Diksiyonum da iyi. Sesimi kullandım ben. Yayınevleriyle olan görüşmelerimde hep ses tonum ve güzel Türkçem öne çıktı. E azından olumsuz görüşmelerde bile umutlandıran tek yargı, sesim üzerineydi. Ve tabii ki de ikna kabiliyetim. Olmadı, yılmadım, yine olmadı ben de zorladım tüm kapıları. Ardına kadar açılan kapıdan içeri ilk girişim, ebedi olması için ettiğim dualarla oldu. Hiç çıkmak istemedim, istemeyeceğim de elimden geldiğince. Çünkü Edebiyat Dünyası, bir kere girdin mi çıkartmıyor seni içinden. İnsanın hep kelimeler fışkırtası geliyor.

                Kitabım doğum günümde çıktı 4 Haziran’da. Mutluyum. Şimdi ilk hedefim, kitabımı iyi tanıtmak. İyi tanınsın ki geniş kitlelere ulaşsın. Bu şirin bebeğin nefes alması için yollar arşınlamak gerekiyorsa, onu da yaparız.
                Hedeflerim içerisinde zor olanlardan biri, kitabımı Okan Bayülgen’e ulaştırmak. Beni hatırlayacak mı bakalım çok merak ediyorum. Gerçek bir sanatçının tevazü düzeyinin bu kadar yüksek olması, muhtemel zorlukları gölgeleyebilir diye düşünüyorum. Yıllar önce bir deprem gecesinde İstanbul’un, elinde meyve dolu poşetlerle radyoya gelmiş ve bendenizle sabahlamıştı. Sohbet etmiştik radyo haber nöbetimin sonuna kadar. Yine yıllar önce, programına, o kadar kalabalık olmasına rağmen bizi izleyici olarak davet etmişti. Bir radyo programını istemeyerek de olsa haberle böldüğümde ise bağırıp çağırmıştı bana. Çocuk gibi küsmüştüm. Güzeldi o günler. Özeldi. Radyo D günlerim hayat yapraklarımda kalın puntolarla süslü…  Ve son not: Umarım kitabım eline ulaşır ve beni anarsın sevgili Okan Bayülgen… En derin saygılarımla…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAHREM

SİYAH BEYAZ

KOYU VE ÇİFTE KAVRULMUŞ