HİÇ


               İhtiyardı bugün. Yaşı yetmiş sekiz. Başında beyaz dolamı elinde baston, kırlaşmış sakalı, kısılmış gözleri ve güneşin yakıcı sıcağı. Alnında boncuklaşmış ter tanecikleri. Yola çıktığında köpeği ve atıydı tozun toprağın içerisindeki arkadaşları. Şimdi yalnız. Köpeği susuzluktan yığıldı kaldı. Atı ise kaçtı güpegündüz. Karşısında çayırın yılanını görünce ürktü hayvan, sıcak dinlemedi, terkisine koca kazık girmiş gibi huysuzlandı ve kaçtı. Yapayalnızdı şimdi geniş ovanın ortasında bir elinde bastonu, yakıcı sıcak ve susuzluk içini yakmış. Alnındaki derin çizgiler kararmış. Sadece alnı değil, tüm bedeni esmer. Güneş gözünü karartıyor ihtiyarın ama o ısrarla yürüyor. Ovadaki tek can o belki de. Ayağındaki toz içindeki ayakkabıları çorabının içinden fırlamış parmaklarını toprağa değdiriyordu her adımda. Elleri nasır tutmuş ihtiyar, sıcağa, bedeninin ağırlığına ve susuzluğa rağmen yürümeye devam etti. Hiç durmadı. Hiç yorulmadı bakışları kızgın ve keskindi. Köpeğini toprağa gömeli üç gün olmuştu, atı kaçalı ise iki. Ama dur durak bilmiyordu. Sırtında ağır heybesi yürüdü de yürüdü.

                Kız çaresiz kalmıştı koca ovanın ortasında. Sarhoş kocası olacak, kaçırmıştı ailesinden gencecik, körpecik. Daha yeni imam nikahı kıydırmışlardı, bir hafta olmuştu hocanın duasına. “Gaçıracam gız seni” diye diye sonunda ermişti murada delikanlı sarhoş. Kaçırmıştı kızı ama hiç iyi davranmadı karısına. “İresmi nikah isterem ben goca adam” deyip dururdu ama sarhoş eri hiç oralı olmadı. Körpe kız ne kadara yalvardıysa da dinlemedi imam nikahlı kocası. Son gece kavga ettiler. İyice sersemlemişti adam vurmaya başladı körpeciğe. Vurdukça gözleri morardı kızın, vurdukça saçları yumak yumak ellerinde kaldı. Sabahı zor etti körpecik. Kaçtı can havliyle. Ovadaki tek köy onunkiydi. Köy demek çoktu bile üç beş eve. Ama köydü işte bir muhtarı vardı neticede imamlık da yapan. Sabah güneş ışırken çıplak yüzüne ovaya kadar koşmuştu bile kız. Sarı ışık yüzündeki tüm acıyı ortaya döktü. Kan damlarken ağzının kenarından, umursamadı körpecik koştu, hiç durmadan koştu. Nereye gideceğini bilmeden koştu. Babasıyla çocukluğundan beri hep koyun güttüğü ovaydı bu. Ovadaki tepede beraberce güderlerdi koyunları. Kim bilir neredeydi şimdi babası. Koştukça ağlıyor, ağladıkça koşuyordu. Hiç durmadı kız. Tepeyi görene kadar hiç durmadı. Ufuktan alacalı bulacalı gölgesi belirince durdu. Dondu kız yerinde, su durdu. “Bubaaaa!” diye seslendi. Koca ova can sesiyle irkildi bir anda. Sonra daha hızlı koştu. Sanki uçtu körpecik ceylan gözlü yaralı kız. Nefesi yetmedi artık, yorgun düştü bedeni yığıldı kaldı. Yetmiş sekizlik ihtiyar imdada koştu. “Bıttırım” derdi kızına. Öyle severdi, koklardı kuzusu gibi. Ellerine aldı. Ama geç kalmıştı. Körpecik kız uyumuştu çoktan. Siyah uzun saçları ova rüzgarında dalgalanırken, ruhunu uçurmuştu çoktan sarı ışık. “Gızııım! Ahh gızııım!” dedi ihtiyar. Daha da demedi bir şey. Sustu, hiçliğe sustu. Gözleri büyüdü. Kaldı körpecik bedenle koca ovada…
                Kadın korkuyla irkildi rüyadan. Kocası da uyandı. Kanıyordu kadın. Yatak lekelenmişti. Daha dün haberini almışlardı halbuki. “İki aylık gebesiniz” demişti doktor sonuna da eklemişti “Ama dikkat etmeniz gerekiyor”. Niye böyle söylemişti ki şimdi? Adam karısını öyle görünce irkildi. Kadın ise şoka girdi. Çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Adam hemen 112’yi aradı. Ama kadın ambulansı bekleyemedi. Bekleyecek zamanı kalmamıştı. Kan durmadı. Terkisine vurulmuş at gibi aktı hızlıca damardan. Adam gönül yarasıyla uğurladı eşini. Toprağa verirken elleri sıkıldı. Haberini almıştı daha yeni kız kardeşinin. Bu ikinci acıydı. Karısı üzülmesin diye söyleyememişti. Ama bu acı ona fazla geldi. Durmadı. Evi sattı. Eşyaları da. Valizi topladı, ovaya gitti. Babasının yanına. Hiç ağlamadı. Babasını görünce hiç kucaklamadı. Babası da onu hiç kucaklamadı. Öylece bakıştılar. Öylece hiç oldular alemde. Yıllar önce böyle değildi yazgıları halbuki. Toprak bereketti onlara, yuvaları huzurdu. Şimdi sadece yetmiş sekizlik baba ve öğretmen oğul kaldı evde. Hiç konuşmadılar, hiç susamadılar sevince. Hiçliğe razı oldular…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAHREM

SİYAH BEYAZ

KOYU VE ÇİFTE KAVRULMUŞ