KURBAN


Göçebe hayvan topluluklarında yavrular, annelerini seslerinden ve kokularından tanırmış. Penguenler mesela. Anneleri yiyecek getirmek için sabah suya dalıyor ve ancak akşama geliyor. Yavrular anneler görününce kıyıdan çığlığı basıyor. Ne müthiş bir sahne. Ne inanılmaz bir içgüdü. Balıkçıl kuşların çoğunda durum böyle. Anne yavrusunu ve yavru anneyi sesinden tanıyor. Ses, aşka delil oluyor. Ses bir anda göz alabildiğince geniş kayalıklarda, çöllerde, meralarda sevgiye dönüşüyor.  Sevgi çığlığı tüm doğayı sarıyor.

İnsan da sever çoğu zaman. Yaşı yetmişe gelmiş bir ihtiyardı karşımda duran. Antakya’nın deli sıcağında serinlemeye çalışıyorduk. Ama sıcak bedenimizi esir almıştı, karanlık da.

-          Bu sıcağını iyi bilirim ben oğul Antakya’nın. dedi.  Gözleri uzaklara daldı.

Uzaklara baktıkça sanki geçmişi hatırladı. Perdeli gözleri iyice kısıldı. Yaşlı gövdesini, asırlık bir çınar gibi ağırca doğrulttu ve anlatmaya başladı:

“Daha gençtim evlat. Elli yıl olmuş mu ne? Olmuş ya! Günler tüketiyor bizi. Göğ gız(Bir Anadolu tamlaması. Mavi gözlü kızlar için söylenir)  gideli yirmi yıl olmuş. Çok sevdim. Erzurum’dan kaçırdım. Daha dün gibi aklımda. Bubası peşimden adamlarını salmış da noldu ki? Kaçtık beraber Maraş’a. Hava buz gibi annadın mı? Soğuk atı da yordu. Hayvan yığılıp kaldı da az daha altında kalacaktık leşinin. Baktım göğ gız da titriyor. Bir süre daha yürüttüm sevdiğimi. Baktım uykusu gelmiş. Tipi içine işliyor insanın. Mavi gözleri iyice kısıldı. İnce ve narin elleri artık daha fazla dayanamadı. Ayakları boşaldı ve kucağıma düştü. Elindeki kan lekeli mendil de beyaz örtünün üstüne düşüverdi. “Göğ gız! Nasılsın? İyi misin sevdiğim? Bırakma beniiii!” diye haykırdım. Ama o çoktan uyumuştu. Korktum, telaşlandım. Sevdiğim kızı alacaktı soğuk elimden. Gözüm bir an atın leşine ilişti evlat. Şiştikçe şişiyordu hayvan. Ayaz gözümü kararttı. Çakımı çıkarttım. Atın karnını yardım usulca. Sonra da ısınsın diye göğ gızı yanı başına yerleştirdim. Sıcak leş ısıtmıştı sevdiğimi. Ayaza set oldu kınalı atım. Sabahı zor ettim. Arada bir de göğ gızı yokladım. Ağzına ayna tuttum. Ayna puslandıkça şükrettim, sevindim. Sabah gün ışırken göğ kız kendine gelir gibi olmuştu artık. Suluğuma biraz kar doldurup atın içine yerleştirdim. Kar eridi su oldu. İçirdim göğ gıza. Güneş doğarken ayrıldım oradan, belki bir tavşan bulurdum ümidiyle. Biraz da ileride ne göreyim? Bir keçi sürüsü… Çoban uykuya dalmış, belli ki son uykusu. Keçilerden birini kesip postunu üstüne örtmüş ama nafile. Duramadım orada. Ayaz cellat kesilmişti evlat. Çoban ve telef olmak üzere olan hayvanlar içimi acıtmıştı. Keçilerden birinin sütünü sağdım, bir taze tekeyi alıp tekrar yola koyuldum, anasının özlem dolu bakışlarına aldırmadan, geri döndüm. Göğ gız uyanmıştı. Baktım gülümsüyordu bana. Ne de güzel gözleri vardı sevdiğimin. Taze tekeyi keserken sütü de içirdim göğ gıza. Kalanını da ben içtim. Zar zor topladığım çalı çırpıda pişirdim etini. Kahvaltı niyetine yedik. Gün iyice ışımıştı. Yola koyulduk. Hiç durmadık. Yorulunca göğ gızı taşıdım sırtımda. Taşımaz olaydım. Kaçırmaz olaydım da yaşamayaydım hiç bu acıları. “

                Gerisini anlatamadı ihtiyar. Hikâyesini oğlu anlattı. Göğ gızın yıllarca bu sevgi dolu ihtiyara eziyetler ettiğini anlattı öz oğlu. Meğer çoban da sevmiş de o gece ihtiyarın yerine o kurban olmuş göğ gızın akrabalarına. Meğer daha nice sevdiği varmış göğ gızın da hepsi de kurban olmuş güzelliğine. İhtiyar ise acıların en büyüğüne kurban olmuş. Sevdiği kadının ölümünü görmüş. Ondan miras deli kızına bakmaya mahkûm olmuş. O da göğ gız gibi mavi gözlüymüş bir de teke ayaklı…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAHREM

SİYAH BEYAZ

KOYU VE ÇİFTE KAVRULMUŞ