
Gözlerini kapa ve dinle, yedi âşık ve karanlık ve muzdarip ve aciz deliğim ben... Yedi kör delik. Bir başım var mutlak, ama yitik. Öyle bir dertliyim ki yadigârlar ışığı bile aydınlatmıyor içimi. Dünüm güneşti, günümse sabır. Güneşi de sabretmiştim oysa ki. Öyle bir kızarmıştım ki sabrımdan güneş çıkınca rahatsız olmamıştım. Yine bir kapı açılacak ve zaman içeri dalacak biliyorum. Biliyorum içimdeki yalnızlık bitecek. Bir gün doğacak ve gül kapısı açılacak. Feryadım dolacak yine yerin en dibine. “Neydim ne oldum” dedim hep kendime. Ney’dim kendimden çıkmış, kâmil olmuş, ama ne olmuştum? Toprağa düştükten sonra açan ilk nergiste tebessüm eden cemre miydim? Yoksa düştüğü kuyudan çıkan Yusuf’un aşkında mı gizliydim? Bildiğim o ki yağmur damlaları kadar çoktum çoğalan. Bildiğim o ki bahar çimenleri kadar yeşildim bayırda ovada. Her feryadım bin ışıkla gelir yapışır ruhuna, bilirim. Güllerle bezeli bahçende kara rağmen kışı delenim. Sabahın tanında kurda kuzuya günüm güneşim.
Ama ne olmuştum neyken? Nerede bulmuştum yıkılan bendimi? Neydi suyumun kaynağı? Ney’di nefesimin rengi? Bir sormak vardı, bir de içine işlemek nakış nakış. Dedim ben neyin feryadıyım. Dedim ben aşka düşen feryadım. Kes çıkar toprağımdan bedenimi. Kes çıkar çığlığımı içimden. Çıktıkça ağlayayım ardımdaki toprağa bakıp. Kes çıkar bir Aralık sabahında da yakarayım başımdan dibime kadar, aşka düşeyim…
Yorumlar
Yorum Gönder