GÜVEZ

Dört… Aklımın çalıştığı, kaydettiği… Hafızamın yavaş yavaş hatırlamaya doğru yol aldığı, gördüğüm resimleri… Resimler sönüp sönüp yanıyor ışık misali aklımda. Bazıları karanlık, tam seçemiyorum. Bazılarıysa ısrarla yanık kalmak istiyor. Aileden resimler, doğum günleri, kavgalar, üzüntüler, yenilen yemekler, misafirler hepsi geliyor aklıma, hatırlıyorum. Evde yalnız kalamıyorum, sürekli bir yerlerdeyim. Bazen annemleyim, bazen babamla. Annemin yanındayken, beyaz önlüklüler, boyunlarında hiç görmediğim bir şey… İnsanları taşıyorlar… Aklım ermiyor, düşünemiyorum, dört yaşındayım, görüyorum bacağını elinde taşıyan adamı. Kapalı bir odaya götürdüler, gözlerimin önünde. Adamın gözleri kaymış, muhtemelen uyuyor. Sonra içeri giriyorum. Bacağını dikiyorlar, iğne iplikle. Işık çok, ışık gözlerimi kamaştırıyor. Her gece gördüğüm rüya. Her gece sırılsıklam uyandıran kabus beni bu, hem de hep aynı saatte, 2’de. İlk önceleri umursamamıştım ama her gece uyanmaya başlayınca aynı saatte, anladım ki tesadüf değil. Sabah kesiyorum, biçiyorum, gece ise kesilenleri görüyorum. Kimisiyle konuşuyorum rüyamda. Dertleniyorlar bana. Kimi kalpten gitmiş, kimi kan kaybından, kimi ağır hastalıktan, kimi yediği hain kurşundan, kimi bebekken annesinin karnında, kimi ise utana sıkıla söylüyor ebedi yolculuk sebebini; tecavüz ve bıçak yaralarından. Bedeninde oluşan kesikler dağlamış ruhunun derinliklerini. Bu şekilde ölmek oldukça kırmış kalplerini. Bu şekilde ölenlerin yüzünde derin acılar var. Sanki tam açacakken soldurulmuş çiçekler gibiler. Hepsinin üzerinde beyaz bir örtü ve örtülerinin baş kısmı kırmızı kan rengi. Kan var bedenlerinde damlıyor, yer yer kurumuş bedenlerinde, göz yaşlarında kan var gencecik kızların, çocukların. Gözlerinde kin var. Gaipten sesler duymuş gibi hepsi irkilmiş. Gözlerinde ölüm, yaşlarında kan var. Seslerinde hıçkırık, kalplerinde yas. Sislenmiş bakışları, delmiş geçmiş gibi uzakları. Kan var ellerinde,. Yumruğu, inmeye hazır kadere. Kimsesizce, sessizce bekleşiyorlar sönük yıldızlar gibi. Toplaşmışlar ağacın altında, dallarında ise asılmış katiller. Ölüm ağacı buz soğuk, dalları mosmor kesilmiş. Güvez olmuş ağaç, damarından kan damlıyor ağacın her bir dalına. Kan damlıyor ölüm ağacında, dalında idamlıklar sehpalarına vurulmayı bekliyorlar, yürekleri kilitli, gözleri sisli ölümü beklerler, ölümlükler. Elinde kan var her gözü dönmüşün. Hakikat buz kesmiş enselerinde koca bir yük gibi. Umursamaz eli kanlı, sinsice güler ölse de her batan gün.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAHREM

SİYAH BEYAZ

KOYU VE ÇİFTE KAVRULMUŞ