OT
Ot olmak isterdim. Çocukluğumda da, gençliğimde de istedim; elime ağırlaştırılmış çöküntüyü hissettirecek bastonu aldığım zaman da ot olmayı istemeye devam edeceğim. Ot gibi sessiz ama yeşil, ot gibi bir türlü yatırılamayan ya da ot gibi sağlıklı ve yarar sağlayan. Mesela sevgililerin romantik anlar ve kahkahalarına bir yatak olarak tanıklık etmek hiç de fena olmazdı ormanın orta yerinde. Ya da sırtına semer vurulmuş bir atın zevkle midesine indiğim gün de gelecek merakla bekliyorum. Ot bile olsan işin var. Görevlerin var. Sorumlulukların da. Öncelikle çimenler okyanusunun bir zerresisin. Sonra havaya mis gibi bir koku yayıyorsun. Ve genelde açık havadan nasibini alıyorsun. Rüzgârın sevmediklerindensin sen de. Dimdik ayakta durabiliyorsun. Kısacık boyuna aldırış etmeden yaşıyorsun. Yağmura, çamura, kara kışa aldırış etmeden. Güneş de işine geliyor, gece de. Dertsizsin böyle düşüneceksen. Ama bir de sol gözün var hiç bakmak istemediğin. ...