OT
Karanlıkta
korkmuş bir çocuğun sarılabileceği annesi, babası var. Ya senin kimin var? Sen
otsun ot! Kimseciklerin yok ki koskoca ovanın orta yerinde. Sabah sehpaya
çıkıp, idam edilecek bir prangalı mahkûm gibi ovada otlayan düvenin midesine
inebilme ihtimalin oldukça yüksek. Geceyi de korku içerisinde geçirmişsin.
Öleceğini bilmek kim bilir neler yaptıracak sana. Kim bilir ne kâbuslar göreceksin.
Ölmek ve bir daha tutunamamak. Ölünce üzerine atılan gazete paçavrası. “Zaten
kimsesizdi” diye ağızdan çıkan ve acıyı katmerleyen cehennemlik kelimeler.
“Şimdi
sorarım sana, hala ot olmak istiyor musun?” diye soran yüzlerce ağız var
biliyorum. Savaşları görmektense prangalı bir mahkûmun sabah idam edileceğini
bilmesi gibi sabah bir düveye yem olacağımı bilerek ot olmak daha iyidir.
Hayvanlara her türlü eziyeti eden onca zebani varken geceleri ovanın orta
yerinde korkmak iyidir. Ot olmak istiyorum ve çocukları hep sevmek, mutlu ve
huzurlu olmak, mutlu insanlar görmek, sevdalı âşıkların şiirlerini okumak
istiyorum. Ot olmak, halkın emekleriyle hırsızlık yapanları görmekten iyidir.
Ot olmak bile bile şiirlerle halkın yüreğinde işgal ordularını yönetenlerin
zulümlerini görmekten bin kat daha iyidir. Ot olup, insan olduğumdan utanmak
iyidir, utanmayanların ve hala insan kalmak isteyenlerin yanında. Ben ot olmak
istiyorum, fırından bir dilim simit alıp karşı kaldırımda peçete satıp hasta
anacığına ilaç parası biriktiren, içkici babasının zulümlerinden kaçan çocuğa
vermek için, bir dilim sıcaklığı. Çivisi çıkmış dünyadan ancak bu şekilde
kurtulurum, bir düvenin midesinde öğütülerek…
Yorumlar
Yorum Gönder