KALBE KALEM

Umarsızca yaşamak… Sorunsuzca ama kaygısız, önemsizce ve sıradan. Bir zamanlar ne kadar da uygun ve yerinde sözlerdi benim için bunlar. Sınırsızca yaşar, bilinçsizce koşardım. Sakindim, huzurlu. Belki de uçurumun eşiğinde yaşadığımın farkına varamadan çelmeyi takıp düşecekken ağaç dalına tutunduğum ana kadar nefes almadan dahi yaşayabileceğime inanırdım. Bir ot gibi, belki ağacın dalındaki yaprak ya da bir akarsuyun içindeki su zerresi. Öyle küçük, öyle sessiz ve öyle durağandı ki yaşamım, otun bile bir amacı olduğunu düşünmedim yıllarca. Uçurumdan düşmemek için ağacın dalınaysa çok değil bir buçuk yıl önce sarıldım. Hatta dal beni kurtardı, ağaçla dost oldum, ağaç kendi bağrından, yüreğinden tazecik kalemini benimle paylaştı. Kalem… Kurşunla ağacın muhteşem aşkı, birleşimi. Kalem aslında bir destanın başlangıcı. Kalem aslında yüreğimizle sureti arasındaki değerli köprü. Kalem aslında bir ağacın en değerli sureti. İşte beni uçurum dipten dalıyla kurtaran ağaç, yani yeşilin heybetli geleceği bana yüreğinden en değerli hazinesini hediye etmişti. O zaman anladım, otun amacını, su zerresinin koca bir okyanusu oluşturduğunu, umarsızlığın da bir amaç olduğunu. Amacın da bir umarsızlık olduğunu tam da o gün anladım. Yazmaya başladım. Çılgınlığım had safhaya vardı. Yazdıkça açıldı denize içimdeki fışkırık ve bir hıçkırık ordusu çıktı yüreğimden. Uçurumun eşiğindeyken benim gibi bir ordu görmüştüm söylemeyi unuttuğum. Gerçekten de her dala tutulan kaleme dönüşüyordu ve dosdoğru ağacın bağrına. Dönüp zorla da olsa ağacın bağrına baktığımda ise güzeller güzeli bebekler gördüm. Öylesine güzel ağlıyorlardı ki. Ben de geçmişimi yazarken öyle miydim acaba? Sancılı bir doğuş muydu benimkisi? Bilemedim. Çözemedim. Bildiğim, sadece yazdığımdı, kalemi sahifede dolaştırıp durduğum. Gecelerce, gündüzlerce, günlerce, aylarca yazdım. Belki de yazdığımı sandım. Ama yine de yazdım. Hem de umursadım, farkına vardım. Yazdım ve çözdüm sırrı. Kolay olmadı ama yazdım. Çileyi de yazdım, güneşi de. Uçuşanı da yazdım, gerineni de. Bahar değildim aslında yazdım. Derken bitti… Biten aslında izlenirlik oranı sürekli yükselen bir dizinin ilk bölümüydü ve anlaşılan sona kadar da çevrilecek ve yayında olacaktı. Kalbimi açtığım o beyaz çiçeklerle bezeli sahifeleri dosyasına koydum. İstanbul koca bir çınar gibi karşıladı beni. Sessiz ama heybetli ve dallarında kar tanecikleri. Ve bağrında açan nergisler. Kardı ama nergisler vardı basma eşarplı, defne suratlı Çingene kızlarının tezgâhlarında. Umursama algım aşkı hissettiğinde çiçeklerle kutladım nevbaharı. Gülden medet umdum, deryadan ve özlemden. Yanmadı gafil yağlı gece lambası, ta ki kadir kıymet bilen bir dost ortaya çıkana dek. Lamba yanınca da kalem ilk görevini başarıyla yerine getirdi. O gündür bu gündür soranlara diyorum ki “Ben yazmadım, kalem yazdı”… Günlerden birisinin sorduğu soru hala aklımda. “Neden yazdınız?” Cevap vereyim, kalbe kalem düşürmek için, bağrı kalemle çizmek için…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAHREM

SİYAH BEYAZ

KOYU VE ÇİFTE KAVRULMUŞ