ASFALT HEP ÇİZİK
Sertçe çekip kapıyı çıktım evden. Bir anda. İşim buydu benim
ki. Ben ekmeğini aslanlar gibi tır şoförlüğünden kazanan bir adamım. Bu şartla
evlenmiştim karımla. Ama her nedense bütün kadınlarda olduğu gibi karım da
kaprisleriyle kendini göstermişti. Hayat müşterekmiş. Çok sık sefere çıkar
olmuşum. Bu ne yaaa! Ekmeğim bu benim. Son söylediği çileden çıkarttı beni. Çektim
kapıyı çıktım, dışarı zor attım kendimi. Ben aldatıyormuşum kendisini. Sen
benim, resmini yol arkadaşım yaptığım kadınımsın, resminle yüreğimi
avuttuğumsun. Yollara sabırla dayanma sebebimsin…
O
sinirle bindim kamyonuma. İnsan ekmek teknesini hiçbir şeye değişmiyor. İkinci
aşkı belki de. Şimdilik ikinci aşk. Ya bir bebeğimiz olursa. Lüle lüle saçlı
bir kız mesela. Bebek ilk aşkım olur. Birinci sıraya çıkar. Kamyonum üçüncülüğe
düşer. Kamyonum da ilk aşkımdı bir zamanlar, ikiye gerilemeden önce. Çok değil
beş altı ay önce. Yolların kralıydık ikimiz. Öyle böyle değil, her asfalt
adımında kesin çiziğimiz vardır anıya dair. Semra ile tanışmadan önce de
asfaltın eğrisi olan limanlarımız vardı. Her liman aşk demekti, her aşk tebessüm
ve anı. Üniversiteden sonra işsiz kalınca taksilerde çalıştım bir süre. Taksici
cinayetleri halka halka zincirlenince korktum, anama dertlendim. Bir anam vardı
o zaman, korkular iyice su yüzündeyken hapsolduğum dünyada. Anamın varlığı
yetiyordu. Tek söylencesi “Ah evladım! Sen bugünler için mi apak aklını çürüttün
sıralarda” olurdu. Ne zaman dertlensem bu nine sandukası cümle ağzından
kaçıverirdi keyifsizce. Başımı öne eğip susardım çaresizliğime. O an
yalnızlaşırdı yüreğimde. Haklıydı, üniversiteyi neden okumuştum, neden o kadar
para dökmüştüm? Neden şimdi taksicilik yapıyordum? Bunun için miydi üniversite?
Hem de işletme. Yine aynı sözü ettiği gündü. Hançeri yine sinsice böğrüme
saplanmıştı. O an birkaç gün önce bir müşterimin yaptığı teklifi anımsadım. “Gel
şirketimde çalış, birkaç ay şoförlük yaparsın. Sonra seni ofisime aldırırım
muhasebeci olarak” demişti bana, iri yarı uzun boylu ve patron olduğu açıkça
anlaşılan kibar bey. Kartını da vermişti. Hatırladım. Gidip cüzdanımdan
çıkartıp gözlüklerinin üzerinden fırlamış yaşlı gözlerle beni süzen anama
gösterdim. “Yolumu çizdim ana ben” dedim. Hiç gülmedi, konuşmadı da. Sadece
gözlerinden iki damla yaş geldi. Son iki damla yaşını kız kardeşimi trafik
kazasında kaybettiğimizi öğrendiğimiz gün dökmüştü. Annem ağlamazdı, nadiren
iki damla yaş süzülürdü derinleşen çiziklerin sırdaşı olduğu yanaklarından.
Yorum yapmadı. Tır şoförlüğü yapacağımı öğrendiği o geceyi hiç yaşanmamış kabul
etmek istermiş gibi doğruldu kanepeden, kalktı ve odasına çekildi.
İlk
işim Yunanistan’a oldu. Kaçmak iyi gelmişti bir de Andrea. Unutulur mu hiç
komşunun kızı? Yunan’ın yolları unutturmuştu bir süre morfinle bile
dindiremediğim dertlerimi. Radyosunda rebetiko, ellerimde Andrea ve
direksiyonda sakalı iyice kirlileşmiş, üniversiteli idealistlikten sıtkını
sıyırmış bendeniz Zümrüt Çetin. Yeşildi gözlerim de mahallenin kızları koymuştu
bu ismi bana. Zümrüt Çetin. Fena isim değildi hani. İkinci seferim Gürcistan’a
oldu, Natali’nin memleketi. Dedim ya şoförlük değildi işim sadece. Asfalt
çizmekti ayrıca. Yürekteki tüm çakıl yolları asfaltlıyordum. Memleketler yerini
ülkelere bıraktı. Dört beş ayda gezmediğim ülke kalmadı Türkiye’ye komşu. Hatta
komşuların komşularına da uğramışlık vardır. Semra ile de nedense Türkiye’de
değil de Rusya’da tanıştım. Büyük bir otelin halkla ilişkiler müdürüydü hem de Rusya’da…
(İkinci bölümü bekleyin J)
Yorumlar
Yorum Gönder