ASFALT HEP ÇİZİK 2. BÖLÜM


Ama otelde tanışmadık. Arabasıyla geldi de kamyonuma vurdu yan taraftan “küüüt!” diye. Kar la kaplı şehrin sessizliği gece yarısı çıkan bu ihtişamlı sesle bozuldu. Karın titreten soğuğuna aldırış etmeden albenisi oldukça yüksek arabasından indi ve utanmadan da bana çıkıştı.

- Neler oluyor kardeşim? Ne diye durursun dümdüz yolda?

Ben altta kalır mıyım? Gecenin ayazında farkında olmadan aşka ilk tohumları serpmişiz de haberimiz yokmuş. Elin Rus’unda gecenin bir yarısı aslanlar gibi, Türk gibi kavgaya tutuşup bedel ödetme yarışına girişmiştik. Bedel ise aşkın tatlı ve sıcak yüzüydü. Benim kamyonun sürücüsü olduğumu anlayınca kaba saba biri olduğumu sanarak sert çıkmıştı. Ben de Rusya’ya macera için okumaya gelen zengin, züppe bir Türk kızı olduğunu düşünmüştüm.

“Boşver şimdi kavgayı gürültüyü hemşerim. Gel çok güzel bir yer biliyorum çorba içeriz.”

Demeseydi belki de evlenemeyecektim daha görür görmez hayranı olduğum, resmiyle bile yol arkadaşlığı yapmaya razı olduğum, mavi gözlü ay perisiyle… Dünya bitaraftı onun için ve önemsiz. O an saat çorbayı gösteriyorsa kuşkusuz çorba içilecekti. Saat aşkı gösteriyorsa da sevilecekti. Anladığım, onun saati aşkı gösteriyordu. Benimki ise kamyonuma yüklediğim yükü bir an önce teslim etmek. Ama onun dediği oldu. Teslimatını geciktirdiğim mal uyuşturucu çıkmış ve Semra hayatımı kurtarmıştı üstelik sadece minik bir kâse çorba teklifiyle. Sabahın ilk ışıklarına kadar ettiğim sohbeti Semra dışında hiçbir kadın ile edebileceğimi düşünmüyorum. Gerçi ben biraz dil çapkınıyım sonuçta her çiçek balın özüdür benim için ama Semra ile ilk sohbetimiz sabahın ilk ışıklarında ettiğimiz Rus kahvaltısıyla sone erdiğinde içimden “İşte evlenmem gereken kadın” cümlesini ve ön yargısını çoktan geçirmiş, kompliman ve bilumum aşk çağrışımlarına başlamıştım. Belgesellerden fırlayıp aşk dansına çıkan cins cins kuşlardan eksiğim neredeyse yoktu. Aşk, erkeği işte bu kadar heyecanlandırıyordu. Tezattı bu durum çok tezattı. Benim gibi kamyon şoförü var mıydı ki? Aşk erkeğe de kabaya da kibara da yakışırdı netice de. Her şey bir yana Semra tıpkı doğum gibi, ölüm gibi bedenimi sarsmıştı derinden ve içimdeki cesur aşkı ortaya çıkartmıştı. Aşkımı onun sayesinde cesurca dillendirdim evliliğimiz boyunca. Ur, aşkı sulandırdı sadece ama aşk aşktı, güçlüydü. Aşk karakterdi neticede ura rağmen. Semra’nın kafasında filizlenen bir kötü tohumdu. Kollarıma düşünce günün birinde, doktora götürdüm. Orada tüm çirkinliğiyle göründü ur. Soğudu bir anda doktorun odası. O sıcacık oda elimizi ayağımızı morartan ayaz bir soğuğa bıraktı yerini. Ne kadar elinden tutsam da dondu sanki bedeni, sevdiğim kadın aşkın fırtınasına maruz kalmıştı. Çığlık keskin bir kılıç gibi bedenimize batmıştı. Doktor tümörün huyunun tahlille belli olacağını ama şimdilik küçük olduğu için zararlı olmasının beklenmeyeceğini söyledi ama Semra bizimle değildi. İpeksi elleri terlemiş, gözleri okyanusu boşaltmaya hazırlık yapar haldeydi.
                Aradan yıllar geçti… Semra ameliyat oldu. Beyni ona hain bir oyun oynadı. Beni babası sanıyor. Aşkın yerini merhamet aldı. Merhamet vicdanı da sürükledi peşinden ve vefayı. Biz baba-kız olduğunu düşünen bir çiftiz Semra’nın aklında. Hatta ara sıra annesini soruyor bana. Bu satırları neden mi yazıyorum? Çünkü bir gün olur da iyileşirsen ve beni yine eşin, sevdiğin adam olarak görürsen hala burada olup olamayacağımı bilemediğim için sana yazıyorum. Ameliyata girmeden önceki son dileğim senden bu. Bana destek ol. Senin desteğine, aşkına ihtiyacım var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MAHREM

SİYAH BEYAZ

KOYU VE ÇİFTE KAVRULMUŞ